Sepetim (0) Toplam: 0,00TL
%40
Medeniyet Tasavvurumuz - 1 %40 indirimli

İnceleme-AraştırmaMedeniyet Tasavvurumuz - 1Medeniyet ve Kültürde Değişim

Liste Fiyatı : 16,00TL
İndirimli Fiyat : 9,60TL
Kazancınız : 6,40TL
Taksitli fiyat : 12 x 0,90TL
Medeniyet Tasavvurumuz - 1
Medeniyet Tasavvurumuz - 1 İnceleme-Araştırma Medeniyet ve Kültürde Değişim
İşaret Yayınları
9.60

Bu kitabın aslında son sözü olabilecek ilk sözü ne olmalı diye düşünürken rahmetli Cemil Meriç’in anlattığı ve daha sonra Jurnal II’de okuduğum sözlerini hatırladım. O sözler; ses, harf, hece, kelime, cümle, makale yahut kitabın coğrafyamız insanına özgü inşâ hikâyesiydi. Benim için ise adeta kelimeler ile yaşanan bütün savaşların, sözlük sayfalarında kayboluşların, bazen bir cümleyi teyit etmek için kütüphane rafları arasında geçirilen bir günün özeti gibiydi. “Yazılara başlık koymamak asırları aşan bir doğu geleneğinin yarı şuurlu mirası. Okuyucuya bir keşfin zevkini tattırmak, gerçek dostlara, yani layık olanlara seslenmek, bezirganları mabede, başka bir tabirle avamı Fildişi Kule’me sokmamak arzusu. Doğu, irfanı hisarlarla kuşatır, “emanetleri ehline tevdi etmek” imanın şiarıdır. Bu duyguda gururla tevazu, edeple istiğna kucak kucağadır. Bir Kamus-u Okyanus’ta kelime bulmak, denizden inci çıkarmak gibi güç bir iş. Doğu böyle de Batı başka mı? Marx, Kapital’in önsözünde düşüncenin doruklarına ancak patikalardan tırmanılır, der. İlme “sehrah”lardan gidilmez. Bu müdafaanamem. … Her yazı adı ile doğar, insanlar gibi. Bu itibarla bundan sonra onları adlarını alınlarına damgalayarak uçuracağım.” [Jurnal II]

Bu metinlerin her biri bir büyük idealin çevresinde, kültür ve medeniyet anlayışının yitirildiği coğrafi mekanları merkeze alan bir zihin sancısıyla yazıldı. Mekke, Medine, Kudüs, Şam, Kahire, Semerkant, Bağdat, İstanbul, Kurtuba, Granada, Sevilla, Sarayova [Saraybosna], Urfa [Ruha]-Diyarbakır, San’a, Tebriz, İsfahan, Meşhed, Buhara, Hiva, Bakü, Erzurum, Sivas, Konya, Edirne, Bursa, Kosova… Her biri büyük medeniyet birikiminin kültür ikliminden günümüze bir iz taşıyan şehirler. Bu şehirlerin mâna iklimini inşa eden ve tevarüs ettiğimiz vakte not düşen isimlere fazlasıyla borçlu olduğumu hissediyorum. Farabi, İbn-i Rüşd, İbn-i Sina, İbn-i Haldun, Biruni, İbn-i Kemal, Kadızade, Evliya Çelebi, Namık Kemal, Ahmet Cevdet, Ali Suavi, Mehmet Akif, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Cemil Meriç, Kemal Tahir, Attila İlhan ve daha pek çok düşünce insanı ile yolum kesişti. Çok zaman Sebilürreşad’ın mücadelesinde, Büyükdoğu’nun eylem bilincinde, Diriliş’in dünyasında, Mavera’nın yollarında nefes nefese kaldığımı hatırlıyorum. Mensubu olduğumuz kadim medeniyet; kavi bir kimlik ve aidiyet inşa etmiş, uydu ve özenti medeniyetlerin başaramayacağını başarmış ve rüştünü ispat etmişti. Çağdaş dünyaya tarihin her döneminde katkı veren medeniyetimizle ilişkimizin kopuş hikâyesini Ahmet Davutoğlu şu ifadelerle anlatır. “19. Yüzyılın son çeyreğinde ilk temsilcilerini bulan, II. Meşrutiyet aydınlarınca benimsenerek yükselişe geçen ve tek parti dönemi uygulamaları ile hayatiyet kazanan radikal Batıcılık hareketi çıkış şartlarına uygun bir şekilde bir bürokrat-aydın öncülüğüne dayanıyordu. Tarih ve metafizikten radikal bir kopuşu beraberinde getiren 18. yüzyıl Önsöz 11 Aydınlanma felsefesinin bütün öncülleri ile birlikte aktarılmasına dayanan bu hareket, uluslararası ilişkilerde Batı ile varolan tarihî çelişkileri ortadan kaldıracak ve buna uyumlu bir iç siyasî kültür oluşturacak bir zihniyet ve medeniyet dönüşümünü kaçınılmaz bir tarihî zorunluluk olarak görüyordu.” [Stratejik Derinlik] “Medeniyet Tasavvurumuz” ana başlığı ile yayımlanacak serinin bu birinci kitabında “Medeniyet ve Kültürde Değişim” meselelerimizi irdeleyen yazılar olacak. Daha sonra medeniyet, kültür, dil, edebiyat ve düşünce alanlarından kopuşun hikayesi anlatılacak. Serinin son kitabında bu kopuşa direnen rol model öncülerimiz anlatılacak. Bu kitaptaki yazılar, bir yanılgının kadim tarihini göstermek adına, kültürden medeniyete, dilden düşünceye, tarihten geleneğe kadar birbiriyle alâkalı meseleler arasında gidip geldi. İdeolojilerin sebep olduğu kültürel kırılmalar belki kıyasıya eleştirildi; ama yabancısına öznel, hatta yanlı görünebilecek bu cümlelerin arkasında, dikkatli bakıldığında ülkesi ve insanı için samimi bir duruşun, kafa yormuş zihnin izleri görünecektir. Bu izleri takip etmek isteyen olursa, kitap amacına ulaşmış demektir. Metinlerin redaksiyon ve düzeltisinde emeği geçen Dil ve Edebiyat dergisi editörü Hüseyin Altuntaş’a, derginin redaktörü Zafer Özdemir’e, kitabın teknik hazırlığını yapan ve her değişikliği yeniden uygulayan Selçuk Eser’e teşekkür ederim. Bütün metinleri sabırla okuyarak tasnif eden ve son okumaları titizlikle yapan Dr. Yusuf Akçay’a katkı ve destekleri için müteşekkirim. Çalışmaların bir kitaba dönüşmesi ve yayımlanması için beni cesaretlendiren İşaret Yayınları sahibi dost-ağabey Dr. İsmet Uçma ve diğer tüm dostlara da teşekkür ederim. Uzun yıllar sonra yeniden yazmaya başlamamda ve kültür dünyasının meçhule açılan kapılarına dönmemde desteğini esirgemeyen aziz kardeşlerim Mustafa ve Murat İlbak’a özellikle teşekkür etmeliyim. Düzensiz çalışma tempoma katlanan eşim Ulviye’yi, kızlarım S. Merve ve H. Zelal’i, aynı evde ara sıra karşılaştığımız oğlum M. Taha’yı da zikrederek haklarını teslim etmeliyim. Bu metinler, dinler ve diller coğrafyası Anadolu’nun medeniyetler sofrasından bir tat bırakırsa insanlık adına bize de sevinç kaynağı olacaktır.

  • Açıklama
    • Bu kitabın aslında son sözü olabilecek ilk sözü ne olmalı diye düşünürken rahmetli Cemil Meriç’in anlattığı ve daha sonra Jurnal II’de okuduğum sözlerini hatırladım. O sözler; ses, harf, hece, kelime, cümle, makale yahut kitabın coğrafyamız insanına özgü inşâ hikâyesiydi. Benim için ise adeta kelimeler ile yaşanan bütün savaşların, sözlük sayfalarında kayboluşların, bazen bir cümleyi teyit etmek için kütüphane rafları arasında geçirilen bir günün özeti gibiydi. “Yazılara başlık koymamak asırları aşan bir doğu geleneğinin yarı şuurlu mirası. Okuyucuya bir keşfin zevkini tattırmak, gerçek dostlara, yani layık olanlara seslenmek, bezirganları mabede, başka bir tabirle avamı Fildişi Kule’me sokmamak arzusu. Doğu, irfanı hisarlarla kuşatır, “emanetleri ehline tevdi etmek” imanın şiarıdır. Bu duyguda gururla tevazu, edeple istiğna kucak kucağadır. Bir Kamus-u Okyanus’ta kelime bulmak, denizden inci çıkarmak gibi güç bir iş. Doğu böyle de Batı başka mı? Marx, Kapital’in önsözünde düşüncenin doruklarına ancak patikalardan tırmanılır, der. İlme “sehrah”lardan gidilmez. Bu müdafaanamem. … Her yazı adı ile doğar, insanlar gibi. Bu itibarla bundan sonra onları adlarını alınlarına damgalayarak uçuracağım.” [Jurnal II]

      Bu metinlerin her biri bir büyük idealin çevresinde, kültür ve medeniyet anlayışının yitirildiği coğrafi mekanları merkeze alan bir zihin sancısıyla yazıldı. Mekke, Medine, Kudüs, Şam, Kahire, Semerkant, Bağdat, İstanbul, Kurtuba, Granada, Sevilla, Sarayova [Saraybosna], Urfa [Ruha]-Diyarbakır, San’a, Tebriz, İsfahan, Meşhed, Buhara, Hiva, Bakü, Erzurum, Sivas, Konya, Edirne, Bursa, Kosova… Her biri büyük medeniyet birikiminin kültür ikliminden günümüze bir iz taşıyan şehirler. Bu şehirlerin mâna iklimini inşa eden ve tevarüs ettiğimiz vakte not düşen isimlere fazlasıyla borçlu olduğumu hissediyorum. Farabi, İbn-i Rüşd, İbn-i Sina, İbn-i Haldun, Biruni, İbn-i Kemal, Kadızade, Evliya Çelebi, Namık Kemal, Ahmet Cevdet, Ali Suavi, Mehmet Akif, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Cemil Meriç, Kemal Tahir, Attila İlhan ve daha pek çok düşünce insanı ile yolum kesişti. Çok zaman Sebilürreşad’ın mücadelesinde, Büyükdoğu’nun eylem bilincinde, Diriliş’in dünyasında, Mavera’nın yollarında nefes nefese kaldığımı hatırlıyorum. Mensubu olduğumuz kadim medeniyet; kavi bir kimlik ve aidiyet inşa etmiş, uydu ve özenti medeniyetlerin başaramayacağını başarmış ve rüştünü ispat etmişti. Çağdaş dünyaya tarihin her döneminde katkı veren medeniyetimizle ilişkimizin kopuş hikâyesini Ahmet Davutoğlu şu ifadelerle anlatır. “19. Yüzyılın son çeyreğinde ilk temsilcilerini bulan, II. Meşrutiyet aydınlarınca benimsenerek yükselişe geçen ve tek parti dönemi uygulamaları ile hayatiyet kazanan radikal Batıcılık hareketi çıkış şartlarına uygun bir şekilde bir bürokrat-aydın öncülüğüne dayanıyordu. Tarih ve metafizikten radikal bir kopuşu beraberinde getiren 18. yüzyıl Önsöz 11 Aydınlanma felsefesinin bütün öncülleri ile birlikte aktarılmasına dayanan bu hareket, uluslararası ilişkilerde Batı ile varolan tarihî çelişkileri ortadan kaldıracak ve buna uyumlu bir iç siyasî kültür oluşturacak bir zihniyet ve medeniyet dönüşümünü kaçınılmaz bir tarihî zorunluluk olarak görüyordu.” [Stratejik Derinlik] “Medeniyet Tasavvurumuz” ana başlığı ile yayımlanacak serinin bu birinci kitabında “Medeniyet ve Kültürde Değişim” meselelerimizi irdeleyen yazılar olacak. Daha sonra medeniyet, kültür, dil, edebiyat ve düşünce alanlarından kopuşun hikayesi anlatılacak. Serinin son kitabında bu kopuşa direnen rol model öncülerimiz anlatılacak. Bu kitaptaki yazılar, bir yanılgının kadim tarihini göstermek adına, kültürden medeniyete, dilden düşünceye, tarihten geleneğe kadar birbiriyle alâkalı meseleler arasında gidip geldi. İdeolojilerin sebep olduğu kültürel kırılmalar belki kıyasıya eleştirildi; ama yabancısına öznel, hatta yanlı görünebilecek bu cümlelerin arkasında, dikkatli bakıldığında ülkesi ve insanı için samimi bir duruşun, kafa yormuş zihnin izleri görünecektir. Bu izleri takip etmek isteyen olursa, kitap amacına ulaşmış demektir. Metinlerin redaksiyon ve düzeltisinde emeği geçen Dil ve Edebiyat dergisi editörü Hüseyin Altuntaş’a, derginin redaktörü Zafer Özdemir’e, kitabın teknik hazırlığını yapan ve her değişikliği yeniden uygulayan Selçuk Eser’e teşekkür ederim. Bütün metinleri sabırla okuyarak tasnif eden ve son okumaları titizlikle yapan Dr. Yusuf Akçay’a katkı ve destekleri için müteşekkirim. Çalışmaların bir kitaba dönüşmesi ve yayımlanması için beni cesaretlendiren İşaret Yayınları sahibi dost-ağabey Dr. İsmet Uçma ve diğer tüm dostlara da teşekkür ederim. Uzun yıllar sonra yeniden yazmaya başlamamda ve kültür dünyasının meçhule açılan kapılarına dönmemde desteğini esirgemeyen aziz kardeşlerim Mustafa ve Murat İlbak’a özellikle teşekkür etmeliyim. Düzensiz çalışma tempoma katlanan eşim Ulviye’yi, kızlarım S. Merve ve H. Zelal’i, aynı evde ara sıra karşılaştığımız oğlum M. Taha’yı da zikrederek haklarını teslim etmeliyim. Bu metinler, dinler ve diller coğrafyası Anadolu’nun medeniyetler sofrasından bir tat bırakırsa insanlık adına bize de sevinç kaynağı olacaktır.

      Stok Kodu
      :
      A158
      Boyut
      :
      13.5x21
      Sayfa Sayısı
      :
      172
      Basım Yeri
      :
      İstanbul
      Baskı
      :
      1
      Basım Tarihi
      :
      2015
      Kapak Türü
      :
      Amerikan Bristol
      Kağıt Türü
      :
      Enzo
      Dili
      :
      Türkçe
  • Yorumlar
    • Yorum yaz
      Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
  • Taksit Seçenekleri
    • Akbank
      Taksit Sayısı
      Taksit tutarı
      Genel Toplam
      2
      4,94   
      9,89   
      3
      3,33   
      9,98   
      4
      -   
      -   
      5
      2,04   
      10,18   
      6
      -   
      -   
      7
      1,48   
      10,37   
      8
      -   
      -   
      9
      1,17   
      10,56   
      12
      0,90   
      10,85   
      Garanti Bankası
      Taksit Sayısı
      Taksit tutarı
      Genel Toplam
      2
      4,90   
      9,79   
      3
      3,30   
      9,89   
      4
      2,50   
      9,98   
      5
      2,02   
      10,08   
      6
      1,70   
      10,18   
      7
      1,47   
      10,27   
      8
      1,30   
      10,37   
      9
      1,16   
      10,46   
      12
      -   
      -   
      İş Bankası
      Taksit Sayısı
      Taksit tutarı
      Genel Toplam
      2
      5,04   
      10,08   
      3
      3,39   
      10,18   
      4
      2,57   
      10,27   
      5
      2,07   
      10,37   
      6
      1,74   
      10,46   
      7
      -   
      -   
      8
      -   
      -   
      9
      -   
      -   
      12
      -   
      -   
Kapat